En Sorunlu Marka "Türkiye"

3:10 PM by Burcu Tüzün Kategoriler , ,
Her geçen yıl aynı şeyler tekrarlanıyor. Bir konkur duyurusunu şatafatlı bile denemeyecek bir süreç takip ediyor, kazanan duyuruluyor. Konsept havalarda uçuşuyor ve bommm! Balon elimizde patlıyor. Bu şatafatın ardından her defasında sanıyoruz ki turizm patlama yapacak, tahminlerin çok üstünde kaliteli turist ülkemize akın edecek. Her turizm sezonu sonunda aynı cümleler: Rakamlar tuttu. Ancak gelen turist para bırakan kaliteli turist değil. Herşey dahil turizmini bırakmalıyız! Neyden bahsediyorum? Hayatımda gördüğüm en sorunlu markadan: Türkiye' den.

Bunları her duyduğumda yıllardır kendime aynı şeyleri söylüyorum: "Eeee, nesine şaşıyorlar ki bunun? Sanki herşey planlı programlı bir vizyon üzerine oturtulmuş uzun vadeli stratejik planın ürünü müydü? Kısa vadede göz boyamak için abartılmış reklam filmleri. Üstelik tüketicinin reklama karşı gözü bu kadar da açılmışken hala bir reklamla - tanıtım filmi diyemem buna kimse kusura bakmasın- nereye kadar? Haa bir de bu reklam filmlerinin çekimlerinin tamamlanması ve yayına girmesi süreci o kadar uzun ki yayına girene kadar Avrupalı turistler çoktan tatil planlarını yapmış oluyorlar.

Hep diyoruz ya tarihse tarih, doğal güzellikse doğal güzellik, plaj-deniz- güneş üçlüsüyse en güzeli bizde. Yunanistan' a giden kaliteli turist sayısı bile Türkiye' yi 5' e katlıyor. Neden? Yunan adalarıyla bizim adaların ne farkı var? Mısır tarihi ile bizim tarihimizin derinlik olarak ne farkı var? Kaynakların bir farkı yok. Anlayışlarımızın farkı var!

Bizim en büyük eksiğimiz tanıtım. Hoş pazarlama koltuklarımızda oturanların kaç tanesi tanıtımla reklamı ayırabiliyor diye sorarsanız... Bir de Kültür Bakanlığından bunun bilincini bekleyelim değil mi? Henüz tanıtımı bile yapılamayan, daha da kötüsü hakkındapek çok spekülasyonu olan bir ürünün reklamla bir yerlere gelmesini beklemek, henüz yürüyemeyen bir bebeğin koşmasını beklemekten ne kadar farklı? Avrupa ve Amerika' da Türkiye hakkında yanlış bilinenlerden oluşan algıları 5 dk bile sürmeyen bir göz boyama filmi ile mi silip süpürebiliyoruz?

İşte bizim yanlışlarımız burada başlıyor. İstiyoruz ki daha önce hiç Türkiye' de bulunmamış herkes ülkemiz hakkında en az bizim kadar bilinçli olsun. Nasıl? Neden insanlar Türkiye hakkında birden bire bu kadar bilgi sahibi olmak istesin ki?

Bir zamanlar başbakana yüklenilmişti. "Türkiye' yi pazarlıyor" diye çığlıklar atmışlardı. Çünkü hala insanların gözünde pazarlama = satış. Pazarlayalım denince ülkeyi kara parçaları halinde satmak sandı ülkemin güzide bilgeleri. Oysa başbakan belki de ilk defa haklıydı! Türkiye' yi pazarlamamız lazım!

Bunun için her yıl reklam ajanslarından harikalar beklemekten vazgeçmeliyiz. Çekilen reklam filminin 300 gün boyunca eleştirisini yapmaktansa, ülke pazarlaması için ne yapılmalıyı tartışmalıyız. Bunun için ilk gerek şart donanımlı bir pazarlama ekibi. Mobilden, interaktiften, reklamdan, iletişimden, marka yönetiminden, halkla ilişkilerden ve hatta uluslararası ilişkilerden iyi anlayan uzmanlardan oluşan bir ekip. Her yıl değişmemesi gereken uzun vadeli bir ekip. Bu ekibin belki de 1 yıl boyunca araştırma sonuçlarına odaklanması ve bunlar doğrultusunda bir swot eşliğinde stratejik plan hazırlaması gerekecek.

Swot dedim de "TÜRKİYE"dediğimde aklınıza neler geliyor? İlk aklıma gelenleri tamamen spontan yazıyorum...

* jeo - politik önemi
* Asya - Avrupa arasındaki yegane köprü
* doğal plajlar ve koylar
* su altı , su sporları , kış sporları turizmi
* derin bir tarih ve tarihi mekanlar
* hızla gelişen bir AB adayı ülke
* Ortadoğu ülkeleri üzerinde eşsiz bir örnek
* Modern bir islam ülkesi
...

* tüm dünya gündemini sık sık tedirgen eden terör
* terör olaylarına bağlı olarak son günlerde gündemde olan sınır ötesi operasyonlar
* doğusuyla batısı arasında oluşan büyük gelişmişlik farkı
* politik açıdan her an İslami rejim tehlikesi
* Ermeni lobisinin kazandığı katliama yönelik başarılar
* İnsan hakları, düşünce özgürlüğü ihlalleri hakkında çıkan haberler
...

Eminim sizler buna daha da fazlasını eklersiniz. Oldukça fazla yabancı arkadaşım var. Fransız, Alman, Avusturyalı, Amerikalı, İtalyan, Sırp, Hollandalı. Oldukça standart bir Türk kızı olmama rağmen hiç biri nedense ilk tanıştığımızda Türk olduğuma inanmadı. Sebep uzayan sohbetlerde ortaya çıktı. Her millet kendi ülkesinde yaşayan diğer milletten insanlara göre değerlendirme yapıyor. Buna ön yargı diyebiliriz aslında.

Ama düşündüm de ben de örneğin Ahmed ile tanışmadan önce Mısır halkının temizliğine hiç özen göstermediğini duymuştum yakın bir arkadaşımdan. Bu durum kafamda Mısır halkının pis olduğuna dair bir algı oturtmuştu. Yani evet piramitlerin bittiği alanın hemen ardındaki sokakların pisliği içler acısı ama İstanbul için de tertemiz bir şehir diyemeyiz ya... Ve Ahmed hayatımda tanıdığım en tertipli, en hassas insanlardan biri. Onun sayesinde tanıdığım hiç bir Mısırlı da temizliği önemsemeyen Mısırlı algıma uymadı. Ve bu algıyı yıkabilmek için onlarla tanışmam gerekiyordu.

Yani bu durumda bir düşünün Almanya' da, Fransa' da, Hollanda' da yaşayan Türkleri. Hepsini genellememek lazım elbette. Ama benim gördüğüm bana yetti açıkçası. Kendi ülkelerinde gördükleri Türkler onlar için profilimizi belirliyor. Ve yurtdışına yerleşmiş Türklerin genelinin profilleri oldukça düşük. Ortalamadan düşük eğitime sahip, vasat bir işte, vasat bir ücrete tabi, çok çocuklu, çocukları kendi ülkesi ile yaşadığı ülke kültürü arasında sıkışıp kalmış, anti-sosyal ve çoğunlukla yaşadığı ülkenin dilini yıllarca kaldığı halde konuşamayanlar. Fazla sevmesem de Merkel' in dil konusundaki tutumunu yararlı buluyorum. Köln ve Berlin arasında çok büyük farklar var. Avrupalıların köylü dedikleri Avusturyalılar bile Türkleri küçümsüyor. Hollanda' da işlenen suçlar genellikle Türk mahallesi sakinleri tarafından işleniyor. Baş örtüsü ile bir derdim yok. Ama bir Fransız olan eski erkek arkadaşımı Türkiye' de Türk kadınlarının baş örtüsü konusunda bir zorlamayla karşılaşmadığını anlatmak oldukça zamanımı almıştı.

İşte bu ve buna benzer tüm algıları değiştirmek oldukça zamanımızı alacak. Algılar üzerinde kimyasal aktivasyonlar da olduğundan ne yazık ki bir iksirle veya parmak şaklatmakla düzelmiyorlar. Bu konuda pek çok farklı iş koluyla çok ciddi bir iş birliği gerekiyor. Türkiye isminin geçtiği her faaliyet çok büyük önem taşıyor.

Türkiye' yi yurtdışında temsil eden her aktivite detaylıca takibe alınmalı. Müzikte, sporda, sinemada... başarılı isimler birer ülke temsilcisi olarak adlandırılmalı ve attıkları adımlar konusunda gerekirse eğitilmeli.

Medya ise haber dediğimiz şeyin gerçekleri yansıtması gerektiğini anlaması şart. Ülke hakkında yalan yanlış haberlere çanak tutulmamalı, bu tür haberlerde gerekli önlemler ve karşı ataklar her zaman hazır tutulmalı.

Bu yazının devamı gelecek...

4 cooment(s)... “En Sorunlu Marka "Türkiye"”

4 büyülenen:

pazarlamadostu dedi ki...

�ncelikle bu kadar zaman ay�rd�n�z i�in te�ekk�r ederim. t�rkiyenin ekonomik -soasyal de�eri hakk�nda yabanc� toplumlar�n ne d�nd� umrumda de�il.onlar�n en az�ndan diplomatlar�n�n�n bu de�er �zerine �ok kafa yorduklar� kesin . hay�r turizm a�s�ndan d�n�rseniz dahi onlar �lkemizi �ok sevdi�inden de�il ucuz oldu�undan tercih ediyorlar. bunu de�i�tirmek inan�n yunanistanla kankarde� olmak kadar zor. g�r�mek dile�iyle.



A. Selim Tuncer dedi ki...

Sevgili Burcu,

Aklına ve emeğine sağlık... Keşke ilgililer de konuya bu kadar cidiyetle eğilebilseler!

Özellikle “tanıtım” konusunda farklı düşündüğümüzü anlıyorsam da birçok noktada ortak görüşleri paylaşıyoruz.

Bir yıl kadar önce konuyla ilgili iki yazı yazmıştım. Paylaşmak istedim:

“Pazarlama ve markalaşma stratejisi olmayan ülkenin ‘pazarlamacısı’ olmak mümkün mü?”
http://selimtuncer.blogspot.com/2005/11/pazarlama-ve-markalama-stratejisi.html

“Marka adı Törökország!”
http://selimtuncer.blogspot.com/2005/12/marka-ad-trkorszg_03.html



Pazarlama Cadısı dedi ki...

Teşekkür ederim linkler için. Zaten mutlaka ki farklı görüşlerimiz olmalı ki bu ülkenin pazarlama stratejisi tam olarak ortaya konabilsin. :)



Adsız dedi ki...

İnsanlara 9 harf 4 hecelik bu sihirli sözcüğü bilinçli olarak öğretmek yerine Türkiye'yi pazarlamaktan markalaştırmaktan bahsediyoruz.Yaptığınız işler gerçekten çok büyük ne varki pazarlama konusunda ne kalifiye eleman ne belli bir eğitim sistemi var.Abuk sabuk reklam filmlerini bile pazarlayamayan bir düzen içerisinde stratejilerden eylem planlarından bahsetmek ne kadar dogru tartışılır.
Evet Türkiye doğal,tarihi,turistik mekanlarıyla dünyada eşine rastlanır bir ülke.bu standartlarda kaç ülkede "herşey dahil"uygulaması var merak ediyorum.Turizm ve otelcilik okullarımız var ama kalifiye eleman yok.Sermaye,işgücü,hayal gücümüz zengin bir toplumuz ama kaliteli turist çekemiyoruz bir türlü.Avrupalının gözünde hala "barbar"millet siluetinden kurtulmadıkça turizmden istediğimizi elde edemeyiz.Hala terör sorunu varken kim ne diye tatile gelsin Türkiye'ye.Kış turizmimiz var bir tane bile reklam filmi çekilmemiş Kültür ve Turizm Bakanlığı bile ayakta uyurken sizin gösterdiğiniz bu çabalar heba oluyor:(



Yorum Gönder