Malum pazarlama için çok yoğun konferanslı bir dönemdeyiz. Konferansları düzenleyenlere, verilen ödüllere şöyle bir göz atıyorum. Bazen öyle teklifler geliyor ki gitmeliyim diyorum. Bazılarının daha ilk katılımcılarını görünce diyorum ki “onlar benim ayağıma gelsin.”

Çok mu açık sözlü oldum?
Sanırım.

Trend Show, Marketingist, Interaktif Pazarlama Zirvesi geçip gitti. Pazarlama Zirvesi geliyor. Bu arada Philipp Kötler tekrar İstanbul’ daydı. Onu da bir ara yazacağım. Açık söylemek gerekirse beni “gitmelisin” diye tek çeken Pazarlama Zirvesi oldu. Diğerleri içerik açısından beni hiç de cezbetmedi.

Haa bu arada sevgili ex- müşterim Toyotasa’ nın Auris’ i için ajanstan ayrılmadan önce tamamladığımız SEM odaklı mobil projesi Interaktif Pazarlama Zirvesi’ nde 2 ödül aldı. EPZ ödülleri beni ne kadar keser derseniz gülümsememden anlarsınız eminim. Ben ödülün verildiği yer konusunu komik buluyorum yanlış anlaşılmasın.





Proje eşsiz ve nefes kesici. Ama bu güzel projenin proje yöneticisi olarak benden bile daha kıymetli bir yapı taşı var: SEM dehası Hüs’e, aynı zamanda mobil, web, google adwords için metinlerde içerik yönetimi sağlayan sevgili Lilly’ e, Toyotasa’ dan altyapılarda bizi yalnız bırakmayan Tanel’ e ve tabii kolları yeni fikirlere sonsuza dek açık olan Toyotasa yöneticileri sevgili Şebnem’ e ve İsmail Bey’e teşekkür etmek istiyorum. Ödül konusunda değil elbette. Bu projenin hakkı gerçek ödüller. Ben böyle güzel bir proje çıkardığımız ve güzel bir ekip oluşturduğumuz için teşekkür etmek istiyorum hepsine tek tek. Görseller için de Alametifarika’ ya.

Dedikodu: Bu proje için ajans içinde çalışan hiç kimsenin artık ajansta olmaması sizce de ilginç değil mi? Yani orada ödül alanlar projede çalışanlar değil J

Sektörün demlenmişlerinden değilim, ne yaş olarak ne de tecrübe olarak. Ama yaşıma göre iyi diyebileceğim bir tecrübem var “müşteriyi eğitmekten” bahsedenlerden yana. Müşteriler gerçekten eğitilmeye ihtiyaç duyabilirler. Buna itirazım yok. Zaten sevgili ajanslar bu yüzden varlar. Ben her konuyu kendi başıma takip edeceksem, her şeyin peşinde koşturacaksam zaten ajanslara sadece yapımlarda ve çekimlerde ihtiyaç duyarım. Yani işin uygulaması için. Oysa benim eksik kaldıklarımı bana verebilmeli ajansım. Benim yerime benim için benim gibi düşünmeli. Ama bana aptalmışım gibi de davranmamalı.

her şeyin en iyisini ben bilirim, sen aptalsın ve hiçbir şeyden haberin yok şimdi otur karşıma ve showumu izle bak ne kadar da Amerikan versiyonum değil mi?All right, dear? Fine. Let’ s do it!”

İşte bizim çoğu ajansın yaptığı sadece bu. (Şu son cümleleri duyduğumda özellikle kudurup 2 tokat atmak isteyebiliyorum.) Ve elbette ki sektörün % 70’ ini kapsayan yetisiz pazarlama yöneticileri de bunların ağzına düşerler. Umarım bir gün karşıma bunlardan bir tanesi düşer ajansım olarak. O zaman da külahlar kimin elinde kalır görebiliriz.

Bazı ajansların dilinde almış başını gidiyor “sektörü büyütmek”. Ancak sektörü büyütmekten bahsedenlerin anladıkları aslında “müşteriyi eğitmek”. Çünkü müşteri onlara göre her zaman çok bilinçsiz. Müşteri deyim yerinde ise o kadar kütük ki her şeyi onlara kafalarına vura vura öğretmek lazım. Kafalarına vura vura bütçelerinden her yıl daha fazla pay almak lazım. Bütçeyi ellerinden alıp onlara artı hiçbir yarar sağlamamak lazım. Kim bu “o”nlar? Ajanslar elbette. Bazı ajansları göz ardı ederek yazıyorum. Bu yazıyı okuduklarında sahiplenmesi gerekenleri şeytan dürter nasıl olsa.

Bir kere eyyy ajans sahipleri! Sektörü büyütmekle müşteriyi eğitmek arasında dünyalar kadar fark var. Sektörünüzü büyütmek nasıl olur derseniz Al & Laura Ries bir tavsiyede bulunuyor: Ürününüzü, hizmetinizi yaymayın. Kategorinizi ve rekabetinizi geliştirin!

Çok kısa zamanda yaşanan bir örnek vermek gerekirse yaşanan facia sonrası THY’ nin Atlasjet’ e vermiş olduğu destek. Sektörünün lideri olarak hemen gerisinden gelen markanın o faciayla küçülüp gitmesine olanak tanımadan zamanında destek oldu. Olmasaydı muhtemelen Atlasjet bu facianın ardından uzun sürede toparlanacaktı. Ve sektörünün o ünlü pastasının büyümesi de gecikecekti. Veya büyük balık küçüğü yutacaktı ve daha da büyüyebilecek bir pastayı sabitlemiş olacaktı. Oldu ki en yakın rakibiyle birlikte sektörü büyütmeye devam etmezlerse alacağı pasta dilimi sabit kalacak, belki de küçülecekti.




Bu ajanslar çok eğlencelidir aslında. Kaynak yönetiminden bir haber yaşarlar. Tesadüf eseri de gerçekten yetenekli insanlar düşer ağlarına zaman zaman. Bu yeteneklerin uyanması çok zaman almasa da kişisel sabır kapasiteleri oranında bu ajanslarda “hayatımın hatası” diyebilecekleri bir dönem geçirerek pişerler benim gibi. Ajanstan gelenle gidenin oluşturduğu döngü bir çağrı merkezinin döngüsünden daha yoğundur.



Hele sektörde belirli bir açık bulurlarsa onu kullanarak kendilerine yer edinmek yapabilecekleri tek akıllıca iştir. İşte o yeri edindiklerinde her şeyin Tanrısı olduklarına inanır, ellerini her zaman başka sektörlerin ve daha büyük ajansların işlerine atmak için can atmaya başlarlar. Örnek? Bir interaktif ajansın prodüksiyon çekimlerini markanın ajansına bırakmak yerine kendisi yapmak için boşa kulaç atması desem. İşte kural burada geçerli: Ürününü/hizmetini değil kategorini geliştir!

Bir de ilginçtir ki her yerde bilir kişi olarak konuşurlar. Tabii genelde bizde sorgulama olmadığından bağrımıza basarız. Her konuda bilgilidirler. Şahan’ ın Recep İvedik’ i gibi “bilgilidiiiir, komplekslidiiiir, her şeyi biliiiir ama özünde… “ Her şeyi birden yapabilen insanlardır. Sanırsınız ki her biri başlı başına birer CEO. Yoğun iş hayatı, sosyal yaşam, konferanslar, sergiler, partiler, … Aslında hepsi birer palavradır. Etrafınızda eğer varsa böyle biri, bir e-mail atıp herhangi bir konuda soru sorun. Bakalım kaç günde cevap alacaksınız?

Bu arada kendilerine gelen ama sonra başka yere giden projeler de olur. Bunu gurur meselesi haline getirirler. Yürüyen egolar bir anda alt üst olma durumuyla karşılaşmışlardır. Ve o harika projelerden asla bahsetmedikleri gibi bahsettirmezler de.


Mesela çok ama çok merak ediyorum. Second Life 2007’ de Türkiye’ de fırtına gibi estiği ve Türkiye’ den de 2 büyük markayı içine dahil ettiği halde neden hiçbir pazarlama konferansında anlatılmıyorlar? Vestel ve Rixos SL projelerinden bahsediyorum. Rixos SL şu anda yurtdışındaki blogları kasıp kavurmaya devam ediyor.

Ahhh! Doğru ya biz hala bloglardayız. Geriden geliyoruz malum. Bağışlayın bazen bunu kabullenemeyen doğam gerçekleri göz ardı ediyor.

Rixos’ ta zoru başardık. Ama kimse neden bu konuda birilerini konuşmaya devam etmiyor? Ben cevabı biliyorum. Merak eden olursa sorsun söylerim.

İşte bu yüzden artık bazı konferanslara bir gram bile inancım yok. Sizler inamaya devam ediorsanız buyurun. Ben sadece Pazarlama Zirvesi bu ülkede bir yerlere gelebilir. Diğerlerinin önce kendi içlerine bir bakmaları gerekiyor diyorum. Anlayanlar anlıyor sanırım...

0 yorum

Yorum Gönder

Paylaşın

Arşiv